20.9.03

Günaydın :)


Bu sabah iş yerinde, sabah kahvemi koyarken işe yeni başlamış stajyerlerden biriyle mutfakta karşılaştım. “Günaydın” dedim. “Günaydın. Nasılsınız?” dedi. Birden şaşırdım. Çocukken annemin ezberlettiği “İyiyim. Siz nasılsınız?” yanıtı, kızcağızın yüzüne uzun süre baktıktan sonra dudaklarımdan döküldü. Aslına bakarsanız, ilk anda neden bu kadar şaşırdığımı da anlayamadım; neden vereceğim yanıtı düşünmek zorunda kaldığımı; neden yanıtımın yaklaşık 10 saniye sonra ağzımdan çıktığını... Sonra farkettim ki, unutmuşum... Evet, annemin ezberlettiği yanıtı unutmuşum !! O kadar uzun zamandır “Nasılsınız?” sorusuyla karşılaşmamışım ki, yanıtını unutmuşum !

“Günaydın”ıma hiç cevap vermeyen, ya da yüzüme bakmadan, ağzının içinde birşeyler geveleyen, sabah kimseye selam vermeden sessizce odasına giren insanlara öylesine alışmışım ki... İşin en kötü tarafı, ben de onlardan biri olmuşum. Ben de bazen bana yöneltilen “günaydın”ı almıyor, insanların yüzüne bakmıyormuşum. “Nasılsınız?” sorusunu da unutmuşum.

Birden içimi bir sıkıntı kapladı... Bir suçluluk duygusu... Ben kimsenin hatırını sormuyorsam, neden onlar benimkini sorsun ki? Bir gün birine “günaydın” diyorsunuz, size cevap vermiyor. Bir sonraki gün, o size “günaydın” diyor belki ama siz duymuyorsunuz... Böyle bir kısır döngü başlıyor. Düşünerek, bilinçli değil... İstemeden, otomatik olarak... Sonuçta kimse kimsenin yüzüne bakmamaya başlıyor, ve işyeri yalnızlığı hepimizi sarıyor. Bu noktada başlıyoruz yakınmaya: “İşyerinde konuşacak kimse bulamıyorum.”, “Kimse beni anlamıyor.”, “Kimse –derdin nedir?- diye sormuyor”.

Bugün farkettim: bu hastalığın tüm toplumu sarması için sadece bir kişinin empatiyi yitirmesi yetiyor.

Böyle bir toplulukta ben mutlu olamıyorum; kimsenin de mutlu olabileceğini sanmıyorum.

Hepimizin mutluluğu için empatiye sıkı sıkı sarılalım.

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home