Sıradan insanlar... Ve sıradışı insanlar...
Şibumi’ye ulaşmış yaşlı adam, bilge Otake-San, öğrencilerinden Nicholai’a şöyle öğüt veriyor:
“Senin en büyük kusurun tecrübesizliğin değil, kayıtsızlığın. Yenilgilerini senden daha zeki veya yetenekli olanların elinden tatmayacaksın. Seni yenenler, sabırlı, sinsi ve orta düzeyde insanlar olacak.
Sen kendi parlaklığının orta yerinde dururken gözlerin öylesine kamaşıyor ki, odanın kuytu, karanlık köşelerini göremiyorsun. Oralardaki kalabalıkların, beyinsiz insan kalabalığının ne tehlikeler hazırladığını görecek şekilde kendimizi ayarlayamıyoruz.
Orta düzeydeki insan sıkıcı, renksiz, aptal görünür, fakat ölümsüz tekdüzeliğine devam eder, hiç bıkmaz. Amipler her zaman kaplanlardan daha çok yaşar. Kalabalıklar zorbaların en sonuncusu olacaktır. Onlar senin gibileri çeşitli yemler kullanarak öfke ve saldırıya iterler. Buna kanmamalısın.”
Yukarıdaki satırlar ...Trevanina’in Shibumi kitabından alıntı.
Ortalama üstü insanları, sıradan, orta düzeyde (hatta bazen orta düzeyde bile olamayacak derecede sıradan) insanlardan korumak için bir uyarı.
Yeteneksiz (ancak bunun farkında bile olmayan ve kendini yetenekli sanan), üretemeyen ancak başka insanlarının üretiklerini kendi yaratıcılıklarının eseriymiş gibi lanse eden, çalışmayı bilmeyen ancak çalışan insanların ortaya koydukları çalışmaları kendi eserleriymiş gibi benimseyen ve yansıtan, tek başına başarıları olmayan ancak kendilerine özgü yöntemlerle, akıl almayacak dalaverelerle, başkalarının başarıları, çalışmaları, eserleri üstüne yatan bu küçük insanların iş yaşamında “sıradışı insanları” ezdiğine ve yok ettiğine maalesef çok şahit oluyoruz.
Sorun, sıradışı insanların bu tehlikeye karşı kendilerini nasıl koruyacakları…
Önerilen çözüm yollarından en korkuncu (“sıradışı olanlar açısından”) onları kendi silahlarıyla vurmak olsa gerek…
Bence “sıradışı insanlar” bu çözümü hiç bir zaman uygulamamalı… Bu, onların attığı yemlere kendini kaptırıp, saldırmak olur. Bunun sonucu, kendi değerini unutmak, kendine saygıyı yitirmek ve sıradanlardan biri olmak olur…
Amip belki kaplandan uzun yaşar ama, kaplan her zaman kaplandır. Bu durumu anlatan güzel deyişlerimizden biri de “Altın, çöpte bile olsa altındır” sözüdür.
“Sıradışı insanlar” hiç bir zaman kendi içindeki “Altını” unutmamalı, kendi gözlerini kamaştıran kendi parlaklıklarının, eninde sonunda başkaları tarafından da görüleceğini unutmamalı…
Bu küçük, tekdüze insanlar elbette ki zorbadır… Elbette ki ezebilirler, yokedebilirler…
Bir zamanlar dünyanın döndüğünü söyleyen bilim adamları, bugünkü iş dünyasında karşılaştığımız küçük insanların ortaçağ versiyonları tarafından idam edildiler…
Ama dünya gerçekten dönüyor…
Ben dünyanın döndüğünü söyleyen bilim adamı olmayı istiyorum…
Küçük insanlara boyun eğip küçük insan olmayı değil...

0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home