19.8.03

Bir teşhis macerası

Yer: Türkiye’nin ve İstanbul’un en önde gelen özel hastanelerinden biri...

Önce görüşmek istediğiniz doktordan randevu almak için telefon ediyorsunuz. Sizi doktorun sekreterine bağlıyorlar. Sekreter yaklaşık 20 gün sonrasına randevu verebileceğini söylüyor, ayrıca şu anda sadece günü belirleyebildiğini, randevunun saati belli olduğunda, bir-iki gün önceden arayıp haber vereceğini ekliyor. Randevu tarihinden bir gün önce beklenen telefon geliyor. “Şu saatte geleceksiniz” diyorlar. Saati değiştirmenin imkanı yok. Israr ederseniz bir yirmi gün daha beklersiniz. Sonra başka bir telefon numarası veriyor. “Burayı arayın, size yolu tarif ederler” diyor. Arıyorsunuz. Doktorun muayenehanesi... “Ben hastanede muayene olmak istiyordum” diyecek oluyorsunuz, cevap hemen geliyor “Doktor Bey ameliyat ettiği hastaları hastanede muayene ediyor. Onun haricindekiler muayehaneye geliyor.”

Verilen tarih ve saatte muayehaneye gidiyorsunuz. Doktor Bey alanında dünyanın en önde gelenlerinden bir tanesi. Çok fazla hastası var. Buna rağmen çok bekletmiyor. Muayene ediyor. MR ve rontgen istiyor. MR, hemen orada çekiliyor. Ama rontgen için hastaneye gitmeniz gerek.

Tekrar hastaneyi arıyorsunuz. Yine aynı maraton başlıyor. Sonunda bir gün arıyorlar ve 2 saat içinde hastanede olmanızı istiyorlar.

Randevu saati: 15:15

Doktor 15:45’de geliyor. (Anlayışla karşılanabilir, çünkü ameliyattan çıkıyor.) Size şöyle bir bakıyor. Adınızı hatırlamıyor ama rahatsızlığınızı hatırlıyor. İstenilen rontgeni bir kağıda yazıp uzatıyor (bunu neden daha önce yapmadığını merak ediyor insan... Sonuçta rontgen bir kağıda yazılabilir, hasta da rontgeni çektirmiş olarak gelebilirdi). Neyse... Rontgen’e gidiyorsunuz. Sırada kimse yok... Ne mutlu... Ama rontgen kasedi de yok...

-“Ne olacak?”
- “Bekliyoruz. Getirecekler.”

Bekleyiş başlıyor. 16:30’da röntgen kasedi geliyor. Ama yine bekliyorsunuz. Çağıran yok. En sonunda:

-“Ben niye bekliyorum?”
-“Hanımefendi, kaset geldi ama sizin rontgeni çekmek için skolyoz filtresi lazım.”
-“Yani?”
-“Onu bekliyoruz.”
-“Niye bekliyoruz? Nereden gelecek? Ne zaman gelecek?”
-“Şu anda anjiyoda. Anjiyo ne zaman biterse gelir!”

Tekrar bekliyorsunuz. Saat 17:00’de filtre geliyor ve röntgen çekiliyor.

Röntgeni alıp doktora koşuyorsunuz. Doktor şöyle bir bakıyor.

-“Bir tane daha röntgen lazım!”

-“!!!”

İstenilen rontgen kağıdıyla yine soluğu rontgen’de alıyorsunuz.

-“Özel sigortanız var mıydı?”
-“Evet” (Şimdi mi soruyorsunuz? diye aklınızdan geçiyor)
-“O zaman sigorta işlemlerini yaptırıp gelmeniz lazım”
-“Biraz önce hiç bir şey yaptırmadan 2 tane rontgen çektirdim. Şimdi rontgeni çekseniz, sonra sigorta işlemlerini yaptırsam?.”
-“Olmaz. Ozel sigortalar bir kat yukarıda!”
Bir kat yukarı çıkıyorsunuz. Bir gorevli sigorta kartınızı alıyor. 20 dakika sonra geri donuyor.
-“Sigortanız rontgenlerinizi karşılamadı, vezneye ödeme yapacaksınız”
(“Offf! İnsanı bayıltan ödediği para değil. Oradan oraya koşturup zaman kaybetmek)
- “Vezne nerede?”
-“Bir kat aşağıda.”

Vezneye koşup ödemenizi yapıyorsunuz. Yine rontgenin kapısındasınız . Saat 17:45.

-“Hanımefendi sizden once iki hastamız var. Lütfen karşıda oturup bekleyin.”

Bekliyorsunuz. Nihayet sıra size geliyor. Saat 18:15. Rontgen çekiliyor. 5 dakika filmin basılmasını bekliyorsunuz ve soluğu yine doktorun kapısında alıyorsunuz. Saat 18:22.

Doktor, başka bir hastaya bakıyor. Bekliyorsunuz. Sıra size geliyor. Saat 18:50.

Doktor, röntgene bakıyor ve

-“Bunu X uzmanının görmesi gerek” diyor. Sekreterini çağırıyor, ona “Hanımefendi için Dr. Y’den bir randevu alıp kendisine bildirin” diyor ...

Türkiye’de bir sağlık sorununuzun olduğunu hissettiğiniz an maceranız başlıyor. Bu, henüz tamamlanmamış bir teşhis macerasıdır... Türkiye’nin en ünlü özel hastanelerinden birinde, teşhis + muayene ücreti olarak yaklaşık 1.000.000.000.- TL’nin bir çırpıda ödendiği, tamamlanmamış bir teşhisin öyküsü...

Henüz tedavi macerasına başlamadık...

Türkiye’nin diğer sağlık kurumlarında, gelir düzeyi en azından bizimkinden düşük insanların yaşadığı maceraları ise sizin hayal gücünüze bırakıyorum...

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home