31.7.03

Sıradan insanlar... Ve sıradışı insanlar...


Şibumi’ye ulaşmış yaşlı adam, bilge Otake-San, öğrencilerinden Nicholai’a şöyle öğüt veriyor:

“Senin en büyük kusurun tecrübesizliğin değil, kayıtsızlığın. Yenilgilerini senden daha zeki veya yetenekli olanların elinden tatmayacaksın. Seni yenenler, sabırlı, sinsi ve orta düzeyde insanlar olacak.

Sen kendi parlaklığının orta yerinde dururken gözlerin öylesine kamaşıyor ki, odanın kuytu, karanlık köşelerini göremiyorsun. Oralardaki kalabalıkların, beyinsiz insan kalabalığının ne tehlikeler hazırladığını görecek şekilde kendimizi ayarlayamıyoruz.

Orta düzeydeki insan sıkıcı, renksiz, aptal görünür, fakat ölümsüz tekdüzeliğine devam eder, hiç bıkmaz. Amipler her zaman kaplanlardan daha çok yaşar. Kalabalıklar zorbaların en sonuncusu olacaktır. Onlar senin gibileri çeşitli yemler kullanarak öfke ve saldırıya iterler. Buna kanmamalısın.”

Yukarıdaki satırlar ...Trevanina’in Shibumi kitabından alıntı.

Ortalama üstü insanları, sıradan, orta düzeyde (hatta bazen orta düzeyde bile olamayacak derecede sıradan) insanlardan korumak için bir uyarı.

Yeteneksiz (ancak bunun farkında bile olmayan ve kendini yetenekli sanan), üretemeyen ancak başka insanlarının üretiklerini kendi yaratıcılıklarının eseriymiş gibi lanse eden, çalışmayı bilmeyen ancak çalışan insanların ortaya koydukları çalışmaları kendi eserleriymiş gibi benimseyen ve yansıtan, tek başına başarıları olmayan ancak kendilerine özgü yöntemlerle, akıl almayacak dalaverelerle, başkalarının başarıları, çalışmaları, eserleri üstüne yatan bu küçük insanların iş yaşamında “sıradışı insanları” ezdiğine ve yok ettiğine maalesef çok şahit oluyoruz.

Sorun, sıradışı insanların bu tehlikeye karşı kendilerini nasıl koruyacakları…

Önerilen çözüm yollarından en korkuncu (“sıradışı olanlar açısından”) onları kendi silahlarıyla vurmak olsa gerek…

Bence “sıradışı insanlar” bu çözümü hiç bir zaman uygulamamalı… Bu, onların attığı yemlere kendini kaptırıp, saldırmak olur. Bunun sonucu, kendi değerini unutmak, kendine saygıyı yitirmek ve sıradanlardan biri olmak olur…

Amip belki kaplandan uzun yaşar ama, kaplan her zaman kaplandır. Bu durumu anlatan güzel deyişlerimizden biri de “Altın, çöpte bile olsa altındır” sözüdür.

“Sıradışı insanlar” hiç bir zaman kendi içindeki “Altını” unutmamalı, kendi gözlerini kamaştıran kendi parlaklıklarının, eninde sonunda başkaları tarafından da görüleceğini unutmamalı…

Bu küçük, tekdüze insanlar elbette ki zorbadır… Elbette ki ezebilirler, yokedebilirler…

Bir zamanlar dünyanın döndüğünü söyleyen bilim adamları, bugünkü iş dünyasında karşılaştığımız küçük insanların ortaçağ versiyonları tarafından idam edildiler…

Ama dünya gerçekten dönüyor…

Ben dünyanın döndüğünü söyleyen bilim adamı olmayı istiyorum…

Küçük insanlara boyun eğip küçük insan olmayı değil...

1.7.03

If you always do what interests you,
at least one person is pleased.


“Her zaman ilgi duyduğunuz şeyi yaparsanız, en azından bir kişi mutlu olur.” Katharine Hepburn’un hayat felsefesi. Bu felsefe nedeniyle hayatının sonuna kadar sevdiği işi yaptı. Bir zamanlar alışılmışın dışında davrandığı için, herkes gibi değil, kendi gibi olduğu için, “zor” bir insan olduğu için, populeritesini zaman zaman yitirmesine, eleştirilmesine, dışlanmasına rağmen, o hep sevdiği işi yaptı. Bu tutku ona henüz kırılmamış bir rekoru getirdi. Dört kez en iyi kadın oyuncu Oscar’ını aldı. Morning Glory, Guess Who’s Coming To Dinner, The in Lion Winter ve On Golden Pond filmleriyle. Bu tutku nedeniyle 96 yaşına gelmesine rağmen 2003 yılında bile bir filmde rol aldı. Ölünceye dek çalıştı... Çünkü o ancak böyle yaşayabiliyordu. Bu tutku sayesinde, bir zamanlar garipsenen, dışlanan, belki de kendisinden başka ona inanan kimseyi bulamayan Katherine Hepburn efsaneleşti.

O başarının sırrını yakalamıştı. Yaptığı işi sevmek...

Bu link bu sırrı yakalamak, hayatında radikal değişiklikler yapmadan yarın yeni bir başlangıç yapmak, kendi çapında efsaneleşmek isteyenlere...