28.6.03

Yağmur Ormanları


Başka bir deyişle dünyanın "akciğerleri”. Aslında dünyanın sadece %2 ‘sini kaplıyorlar. Ancak şu an ürettiğimiz ilaçların dörtte biri varlığını bitkilere borçlu. Yediğimiz meyvelerin bir kısmını yağmur ormanlarından sağlıyoruz. Pekçok hayvan ve bitki türüne ev sahipliği yapan karmaşık bir ekosistem. Büyük miktarda oksijen sağlıyorlar ancak atmosfere yaptıkları en büyük etki bu değil. Ağaçlar kesildiğinde ve çürümeye bırakıldığında veya yakıldığında karbondioksit ortaya çıkıyor. Bu da sera etkisini yaratan ikinci büyük faktör.

Dünyadaki yağmur ormanlarının yaklaşık %40’ı Brezilya’da. Bugün bu ormanların %40’ının geçtiğimiz sene içinde tahrip edildiği açıklandı. Büyük bir hızla yokediliyorlar.


Çocuklarımızı "Total Recall”“ filminde hayal edilen dünyada yaşatmak için.... Insanların sadece kapalı alanlarda yaşayabildiği, bu alanlardaki havanın büyük fanlar tarafından yaratıldığı, fanların kontrolünün ise sadece bir kişinin elinde olduğu bir dünya...

25.6.03

Tekstil… Bir Geçiş Sanayii…

Çin’in ihracat patlamasının perde arkası…Hala bir çok insan bunun nasıl olduğunu merak ediyor. Çinliler nelerden feragat ettiler de böyle başarılı oldular? Joseph Khan 19 Haziran 2003 tarihli yazısında Çin’in aslında acı gerçeğini dile getirmiş. Ucuza ve ölümüne çalışan insanlar… Tevfik Güngör ise dünkü yazısında Çin’in bu gelişmelerinin Türk ihracatına etkisini yazmış.

Bildiğiniz gibi Türkiye’nin hala en büyük sanayi kolu Tekstil. Çin, Türkiye’nin ihracatı için bu açıdan tehlike teşkil ediyor. Bir geçiş sanayi olan Tekstilin Çin’deki uretim ve ihracat kapasitesinin Türkiye ihracatını darboğaza sokacağından korkuluyor. Ancak Çin’de tek üretim dalı Tekstil değil. Böyle giderlerse, çok yakında Kore ve Japonya gibi ileri teknolojiye geçecekler ve Tekstil ve Giyim sanayiinden çekilecekler. Ne mutlu bize! O zaman Türkiye için tehlike ortadan kalkacak! Tekstil ürünlerimizi rahat rahat pazarlayacağız…

Acaba Türk Sanayicilerinin günün birinde “ileri teknoloji” ye geçmek gibi bir niyeti var mı?…

İhracat yapabilmek için Çin’in gelişip tekstil pazarından çekilmesini beklediğimize göre bence pek yok, ne dersiniz?

18.6.03

Çocuklar oyun ister!

Anadolu lisesi sınavları bizim için çok önemliydi. Bu sınavlara hazırlanmak için 10-11 yaşında hafta içini okulda, haftasonunu dersanede geçirdik. Çalıştık, çalıştık, çalıştık…Bu arada anne – babalarımızın kendi ararlarında yaptıkları tartışmalara kulak kabartmayı da ihmal etmedik. “ Çocuk bunlar” derlerdi. “ Oynamaları lazım. Oyuna zamanın olmaması zararlı. Psiklolojik açıdan iyi değil. Hasta olurlar.”Bunları dinler, ama bir taraftan da çalışmaya devam ederdik. Bazılarımız ders çalışmayı öyle bir tutku haline getirmişti ki, durmaksızın çalışmanın neden zararlı olduğunu anlamazlardı. Bazılarımız da “Zaten zararlıymış” der, çalışmayı toptan bırakırdı.

Şimdi büyüdük. Hepimiz “hayat” sınavını kazanmaya çalışıyoruz. Bazılarımız yine devamlı çalışıyor, bazılarımız ise arada bir oyuna vakit ayırıyor, dengeyi kurmaya çalışıyor.

Bu dengeyi kurmak neden önemli?

Dr. Barbara Reinhold, “Son zamanlarda tatil yaptınız mı?” başlıklı yazısında, tatil yapmadığımız zaman neler olduğunu özetle şöyle anlatıyor:

1. Net düşünme ve kararlı hareket etme yeteneğimiz köreliyor.
2. Algılama kapasitemiz düşüyor. Bilgileri tam olarak algılayamıyor, olayları bir bütün olarak göremiyor ve değerlendiremiyoruz.
3. Reflekslerimiz yavaşlıyor.
4. Enfeksiyonlarla savaşma ve çabuk iyileşme yeteneğimiz azalıyor.
5. Eğlence yoksunluğu, şirket içinde kendine iyi bakan insanlara karşı asabi ve aşırı eleştirel olmamıza neden oluyor.

Sonuç olarak, Dr. Reinhold, tatil yapmayanların sadece kendi sağlıklarına değil, şirkete ve çevrelerindeki insanlara da zarar verdiğini söylüyor.

Bir ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş. Bay A, sabahları erken kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş. Bir ağaç devrilirken hemen ötekine geçiyormuş. Gün boyu ne dinleniyor, ne yemek yiyormuş. Akşamları da arkadaşından birkaç saat sonra işi bırakıyormuş.

Bay B ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında eve dönüyormuş. Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar. Sonuç: Bay B çok daha fazla ağaç kesmiş. Bay A öfkelenmiş: “Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden erken işe başladım, senden daha geç bitirdim. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu işin sırrı ne?”

Bay B gülümsemiş: “Ortada bir sır yok. Sen durmaksızın çalışırken ben arada bir dinlenip baltamı biledim. Keskin balta ile daha az çabayla daha çok ağaç kesilir”.


Sizce başarı nerede?

Durmaksızın çalışmakta mı…

Dengeyi kurmakta mı?

16.6.03

Yazı, yazan için önemlidir.

Çok değil, bundan birkaç gün önce biri bana "Yazı, yazan için önemlidir" demişti. Doğrusu bugün gazetede "Yazar, niye yazar?" başlıklı yazıyı görünce bu tuhaf tesadüfe gülümsedim. Bir çok kişi bu sorunun yanıtını arıyormuş: Yazar, niye yazar?. Murathan Mungan, "Yazıhane" isimli kitabında, bu konuda bir çok yazarın görüşlerini derlemiş. Ancak kendisi çoğu zaman en kıdemli yazarların bile bu soruyu cevaplamakta bocaladığını söylüyor.

Bence biri cevabını bulmuş...

Ancak bir soru daha var:

Neden önemli?

11.6.03

Erin Brockovich...

İlk macerasını sinemada izlemiştim. Yaşadığı bir olaydan sinemaya aktarılmış, tüyler ürpertici bir mücadelenin öyküsü. Erin Brockovich... genç, lise mezunu, vasıfsız, işsiz ve tecrübesiz... Ayrıca beş parasız ve tek başına bakması gereken üç tane küçük çocuğu var. Pes etmeyen karakterinin ilk çarpıcı örneği filmde işe başvurduğu sahnede karşımıza çıkıyor. Kendini bir nevi zorla işe aldırıyor. Hiç kolay değil... İşyerinde kimse onu kabul etmek istemiyor. Çünkü onlara göre fazla seksi giyiniyor! Vasıfsız olduğu için herkes onun bu işi başaramayacağına inanıyor. Öyle ya, üniversite mezunu olmayanlar fazla zeki olmuyorlar?! Yanında çalıştığı avukat onu yıldırmak istiyor ve önüne kimsenin uzun süredir ilgilenmediği davaların karmakarışık onlarca dosyasını yığıveriyor, düzenlemesi için... Yılmıyor. Eline geçen her evrağı tek tek okuyarak işe başlıyor. Gece gündüz delicesine çalışıyor doğru evrağı doğru dosyaya koyabilmek için. Bu arada hiç kimsenin fark etmediği bir ayrıntıyı farkediyor. Evraklardan bazıları görünüşte bir emlak davasına ait... Ama bu davanın ardında çok önemli bir gerçek var. Bir fabrikanın atıkları küçük bir kasabanın içme suyuna karışıyor ve kasaba halkı kanser dahil pek çok ölümcül hastalığın pençesine düşüyor. Erin Brockovich sadece kendi çabasıyla, yanında çalıştığı avukatı da dürterek bu firmaya karşı bir mücadele başlatıyor. Başta, uğruna savaştığı kasaba halkı dahil, kimse yanında değil. Yine yılmıyor. 4 yıl mücadele ediyor. Sonunda firma 333 milyon dolar tazminat ödemek zorunda kalıyor.

Şimdi petrol ve gaz şirketlerine karşı yeni bir mücadele başlatmış. Bu şirketlerin Beverly Hills Lisesi yakınında yaptıkları kazı sonucunda ortaya çıkan zararlı maddelerden dolayı bu lisenin öğrencilerinin kansere yakalanma olasılığı %20 oranında artıyormuş. Bu sefer "vasıfsız sekreterin" mücadelesini sinemada değil, gerçek hayatta izleyeceğim.

Para, kâr ve petrol için insan hayatının hiçe sayıldığı günümüzde insanlık adına verilen mücadeleyi canlı izleyeceğim!

9.6.03

Nefertiti

Berlin'deki Mısır Müzesi, Nefertiti büstünü müzede bulunan başka bir tarihi eserin üzerine, bir çıplak kadın heykelinin üzerine koymuş. Mısırlılar buna hemen tepki gösterdiler ve Kahire'deki Alman Konsolosluğuna ve Birleşmiş milletlere başvurarak, bu hareketin görkemli Mısır tarihini aşağıladığını vurguladılar. Büstün derhal kaldırılmasını talep ettiler.

Bir tarafta kendi tarihlerine ait bir eserin başka bir tarihi eserin üzerine konmasını hakeret sayan bir toplum....

Diğer tarafta, arkeolojik tarihi eserlerini sözüm ona SIT alanlarında koruduğunu sanan ancak bu eserlerin parçalarıyla inşa edilen köy evlerini görmezlikten gelen, müzelerinin soyulduğunu ancak bir gün sonra tesadüfen farkedebilen, ve bunun gibi yüzlerce olayda tarihinin talan edilmesine hiç ses çıkarmayan bir toplum...